Kasım 29, 2022
Ümraniye, İstanbul, TR
Psikoloji

Mesleklerin hayat kalitesini ele geçirmesi

MESLEKLERİN HAYAT KALİTESİNİ ELE GEÇİRMESİ

Günlük işlerin başlamasıyla birlikte hepimiz kendimizi hızlı bir temponun içinde buluyoruz. Hep daha iyiye, bir sonraki adıma veya günlük işlerin yetişmesine odaklı oluyoruz. Başlangıç için kendimize göre motivasyon kaynakları belirliyoruz. Hareket ve davranışlarımızı başlatan içsel bir güçle “Haydi bakalım” diyerek yola koyuluyoruz. Zaman zaman günü bütün işlerin bitmesinin verdiği tatminle tamamlıyoruz. . Zaman zaman da gün içinde yetişmeyen işler bizler için büyük bir stres faktörü olarak şekil değiştiriyor. Motivasyonun kaynağı olan içsel gücümüz bu tatmin ve stres faktörlerine göre ertesi güne devrediliyor. Tatmin ve stres faktörleri zamanla zihinsel düzenlemelerimizi değiştiriyor. Fazla tatminkar bir tutum sergilediğimiz zamanlarda bizi var eden ve beslendiğimiz kaynak, tamamlamaya odaklandığımız işler oluyor. Stres faktörleriyle sıradaki günlere devam ettiğimiz zamanlarda ise kendi benliğimizi kaybedip içimizdeki yıkımlara alan açıyoruz. Bu döngü gözlemlediğim kadarıyla kırılmadığı sürece sonsuza kadar devam edebiliyor

Mühendis, sağlık sektörü çalışanları, ev hanımı, girişimci, eğitimci, güzellik uzmanları ve hayatın içinde hizmet veren sınırsız meslek grupları… Var olmak ve hayatımızı idame ettirmek için kendimize bir sıfat bulmak zorunda kalıyoruz. Farkında olmadan sıfatla o kadar çok bütünleşiyoruz ki benliğimizden önce geliyor. Mühendis projesini yetiştirme umuduyla uyuyor. Ev hanımı evin temizliği ve misafirleri memnun etme umuduyla günü bitiriyor. Avukat ertesi gün gireceği duruşma hakkında senaryolar kurarak düşüncelere dalıyor. Her meslek grubu mensubunun ertesi günle ilgili planlarını hayatına, uykularının öncesine ve hatta bazen rüyalarına yansıtıyor. Ertesi gün uyandığında kahvaltıda anın tadını çıkarmak yerine hızlı bir kahvaltıyla birlikte işe yetişmek için yola çıkıyor. Gün içinde ciddi bir tempo ve emek sarf ederek işlerini tamamlıyor veya bazı işleri istediği gibi gitmiyor. Gün bittiğinde aynı senaryo tekrarlıyor. Bu sayede kendisini, ailesini, evcil hayvanını ve hatta hayatını görememeye başlıyor. Her şeye karşı tahammül seviyesi azalmış bir tutum ve “Zaten yoruldum” içeriğinde bir yaklaşımla günlerin, kendisinin ve sevdiklerinin önemini erteliyor.

Peki bu döngünün içinde biz insani boyutumuzu ne kadar koruyup kendimize alan ayırıyoruz ?

Senaryoyu okuyunca bile “Geç kaldım” veya “Bu düzen değişmez” kaygısı ve umutsuzluğu zihninizi kapsayabilir. Elbette sıfatlar olmadan hayatın akışında var olmak mümkün değil. Akışa ayak uydurmadan düzensiz bir hayatta şartların düşmesi nedeniyle memnuniyet seviyesi düşecektir. Böyle bir durum gerçeklik sahnesinde söz konusu değil. Peki bu karmaşanın içinde hem sıfatları kullansak hem de akışa bu kadar kapılmasak hayatımız nasıl olurdu ? Meslek grupları işlerini tamamladıkları anda kendilerine alan ayırsalardı bu nasıl bir alan olmalıydı ?

Klasikleşmiş alan ayırma seçeneklerinden biri olan aileyle veya sevdiklerinizle vakit geçirmek çözüm yolu olarak aklınıza gelebilir. Etkili bir çözüm yolu da olabilir. Ancak gözlemlerim sonucu bu alanın zorunluluğunun kattığı tahammülsüzlük seviyesi mesleki koşturmanın tahammülsüzlük seviyesiyle benzer bir etki bırakıyor. Bunun yerine bireyselleşme ihtiyacını rahatlıkla saptayabiliyorum. Ailemiz ve sevdiklerimiz çok kutsal. Ancak biz kendimizi kutsamadığımız sürece onlara da zarar verebiliyoruz, alan ihlallerine neden olabiliyoruz. Bunun yerine öz şefkat çalışmaları ve sadece bireysel bir alan ayırmak hayata dair geliştirdiğimiz içsel gücümüzü olumlu yönde tetikleyebilir. Bunun hakkında geri bildirimler verdiğimde en çok karşılaştığım cevap “O kadar şeyin içinde kendime nasıl alan ayırayım, herkes benden bir şeyler bekliyor.” oluyor.

Aslında her zaman olduğu gibi alan ayırmaya da büyük şeyler yapma ihtimali olarak bakıyoruz. Mesela spora gitmek genelde büyük bir şey yapmak. Vakit ayırmak gerekecek. Evde çocuklar beni bekliyor, patron işlerin yetişmesini istiyor, öğrencilerin sınav sonuçlarını açıklamam gerekiyor, iş yerinde her şey yolunda gidiyor mu kontrol etmem gerekiyor… Benim spora ayıracak vaktim yok. Tamam spora vakit ayırmayalım. Peki yarım saatlik bir kahve molası ? İşte o olur. Peki neden bunu bir alan ayırmak olarak kabul edemiyoruz.

Çünkü yaşadığımız ve kendimizi mecbur bıraktığımız mesleki deformasyonumuzun etkileriyle kahve içerken bile iş düşünüyoruz. İhtimal olarak belirleyebileceğimiz bir alan hakkında bile kendimizi zehirlemek için birçok hayat faktörünü kahvenin içine ekleyebiliyoruz. Sadece kahvenin verdiği yumuşak veya sert kıvamın tadını ağzımızın içinde hissetmek ve bunun farkında olmak gibi küçük bir adım atarak anda kalmayı deneyimlemek birçok sorunların çözümü olabilir. Anda kaldığınızda yarım saatlik bile olsa iş yükünü omuzlarınızdan atabilirsiniz. Bedeninizin duyumsadığı tadı fark edebilirsiniz. Bedeniniz ve zihniniz bir bütün halinde hissedebilir. Bu şekilde anda kalmanın vermiş olduğu sağlıklı tatmin düzeyinin artmasıyla beyindeki haz alma duyusundan sorumlu olan dopamin hormonunun salınımı artacaktır. Dolayısıyla beden ve zihin koşturmanın içinde iyi şeylerin de olabileceğine dair güçlü bir farkındalık geliştirecektir.

Yazmak kolay, sıklıkla hayata uygulamak da kolay. Ancak zaman zaman alan ayırmanın keyfiyle birlikte kendinize dair öz şefkat geliştirmeye çalışsanız dahi hayat her zaman bu şekilde işlemeyebilir. “Yaptım, işe yaramadı.” sonucuyla karşılaşabilirsiniz. Bu durumu genelleyip “Benim başka seçeneğim yok” diyerek daha çok işi hayatınızın merkezi olarak belirleyebilirsiniz. Bu noktada sevgili Doğan Cüceloğlu hocamızın kaleme aldıklarını referans alabiliriz. “Sen hüzünlüsün diye dünya durup sana yol vermeyecek.” ¹ Alan ayırmayı yanlış deneyimlemenin hüznüyle dünyanın bize yol vermesini beklersek yanlış durakta beklemiş oluruz. Bunun yerine sizin fark edemediğiniz kaynaklarınızı keşfetmenizde size eşlik etmesi için ruh sağlığı alanında hizmet veren bir uzmandan profesyonel destek alabilirsiniz. Belki de sizin içsel gücünüz kahveden çok daha ötesidir. Keşfetmeden bilemeyiz.

BEYZANUR CEYHAN

PSİKOLOG & AİLE DANIŞMANI

¹ Cüceloğlu, D. (2008). İyi düşün doğru karar ver: Özgün yaşam üzerine Yakup Bey’le söyleşiler. 50. Baskı. İstanbul: Remzi Kitapevi.

Leave feedback about this

  • Kalite
X